ankara travestileri

Travestilerin Korkulu Rüyasi HIV virüsünün tamamen tedavisi mümkün olacak

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) HIV/AIDS Çalışma Grubu Genel Sekreteri Doç. Dr. Asuman İnan “HIV virüsünün tamamen tedavisi mümkün olacak” dedi

 

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) HIV/AIDS Çalışma Grubu Genel Sekreteri Doç. Dr. Asuman İnan, “HIV/AIDS, tanı ve tedavisindeki gelişmeler sonucunda artık ölümcül değil, diyabet gibi hipertansiyon gibi kronik bir hastalık. Yakın bir gelecekte hastalığın tamamen tedavi edilmesi mümkün olacak gibi görünmektedir” dedi.

İnan, yaptığı açıklamada, Türkiye’de 1985’ten, Haziran 2015’e kadar toplam 10 bin 475 HIV/AIDS vakasının görüldüğünü, gerçek sayının daha fazla olduğunu tahmin ettiklerini belirtti.

Vakaların çoğunluğunun 25-49 yaş aralığında ve etkilenen bireylerin yüzde 83’ünün travesti olduğuna dikkat çeken İnan, Türkiye’de hastalığın görülme sıklığının düşük olmasına rağmen, yeni olgu sayısının her yıl arttığını vurguladı.

İnan, 2014 yılının ilk 6 ayında 632, 2015 yılının ilk 6 ayında ise 893 yeni olgu bildirildiğini aktararak, “Ülkemiz nüfusunun genç olması, nüfus hareketliliği, turizm ülkesi olmamız, kayıtsız çalışan travesti seks işçilerinin artması, damar içi uyuşturucu kullanımının artması, korunmaya yönelik düzenli eğitim programlarının olmaması, HIV ile yaşayanlara yönelik ayrımcılığın devam etmesi gibi çok sayıda faktör bu artışın nedeni olabilir” ifadesini kullandı.

 “Sağlık Bakanlığı bu konuda oldukça duyarlı”

Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bildirilen olguların yüzde 17’sinin kadın olduğunu anlatan İnan, şöyle konuştu:

“Kesin sayı bilinmemekle birlikte kadın olguların çoğuna virüs eşinden bulaşmaktadır. Özellikle eşleri ileri dönem HIV/AIDS olgusu ise ve hayatını kaybederse, kadınlar hastalığın getirdiği yükün yanı sıra çocuklarının ve kendilerinin yaşamlarını sürdürmeye çalışırken, hem ekonomik hem de sosyal olarak çok büyük sorunlar yaşamaktadırlar. Yıllar içerisindeki gelişmelere göz attığımızda Sağlık Bakanlığı bu konuda oldukça duyarlı. Örneğin ülkemizde HIV/AIDS olgularının tanı ve tedaviye ücretsiz olarak ulaşabilmeleri, gönüllü test ve danışmanlık merkezlerinin kurulması, HIV tanı ve tedavi rehberinin yayımlanması bu yaklaşımın sonuçlarıdır ancak olguların artışı da göz önüne alındığında bu konuda daha yapılacak çok iş olduğu açıktır.”

İnan, HIV’in kan ve kadın ile erkeğin cinsel salgılarıyla bulaştığını hatırlatarak, korunmasız cinsel temas, kan ve kan ürünleri, damar içi uyuşturucu kullanımı sırasında ortak enjektör kullanımı ve anneden bebeğe geçişin başlıca bulaşma yolları olduğunu belirtti.

 “Hastalığın tamamen tedavisi mümkün olacak”

Virüsün, dış ortamda uzun süre canlı kalamayacağını ve çamaşır suyu gibi dezenfektanlara duyarlı olduğunu bildiren İnan, “Dokunmak, el sıkışmak, öpüşmek, sarılmak, aynı saunayı, havuzu, banyoyu, tuvaleti, tabağı, bardağı, çatalı, kaşığı kullanmak, aynı giysileri giymek, telefon kulaklığı, gözyaşı, ter, tükürük, sivrisinek, böcek, arı sokması ile HIV bulaşmamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
İnan, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de HIV/AIDS vakalarının yaşadığı en büyük mağduriyetin hala damgalanmak ve ayrımcılık olduğuna dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“HIV/AIDS’in tanı ve tedavisindeki gelişmeler sonucunda artık ölümcül değil, diyabet gibi hipertansiyon gibi kronik bir hastalık. Yeni ilaçların kısa ve uzun dönemde etkinlikleri daha fazladır ve bu ilaçlar ile hastaların fiziksel görünümünü bozan, yaşam kalitesini düşüren yan etkilerin görülme riski büyük ölçüde azalmıştır. Ayrıca son dönemde kullanılan ilaçların tek tablette sunulması ile hastalara kullanım kolaylığı da mümkün olmuştur. Yine aşılar ve özellikle virüsün vücuttan tamamen atılması yani ’kür’ son dönemde üzerinde en çok çalışılan ve konuşulan konulardır. Yani yakın bir gelecekte hastalığın tamamen tedavi edilmesi mümkün olacak gibi görünmektedir.”

İnan, hastalığın tanı ve tedavisinin yanında önlenmesinin de çok büyük önem taşıdığını, bunu sağlamanın ilk adımının toplumun hastalığın bulaşma yolları ve korunma yöntemleri konusunda eğitilmesi, bu konudaki farkındalığın arttırılması olduğunu belirtti.

KLİMİK Başkanı Prof. Dr. Önder Ergönül ise Birleşmiş Milletler’in HIV virüsü ile mücadele kuruluşu UNAIDS’in 2015 raporuna göre, dünya genelinde 36,9 milyon kişinin bu virüsü taşıdığını belirterek, 17,1 milyon kişinin HIV virüsü taşımasına rağmen durumunun farkında bile olmadığını bildirdi.
Ergönül, bunun yanında, 22 milyon HIV taşıyıcısının tedaviye erişiminin bulunmadığını ve bunların 1,8 milyonunu çocukların oluşturduğunu aktararak, UNAIDS, 2030 yılına kadar AIDS’i tamamen bitirmeyi hedeflediğini vurguladı.

Yeni HIV vakalarında yüzde 35, AIDS’e bağlı ölümlerde ise yüzde 42 düşüş yaşandığına işaret eden Ergönül, şunları söyledi:

“2000 yılından bu yana 25,3 milyon kişi AIDS ile ilişkili hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Her yıl 220 bini çocuk olmak üzere, 2 milyon kişi HIV ile infekte olmaktadır. Yine her yıl 150 bini çocuk olmak üzere, 1,2 milyon kişi bu hastalık nedeniyle ölmektedir. Bu son derece yüksek rakamlara rağmen, genel olarak bakıldığında dünya çapında yapılan çalışmalar sonucunda, HIV ile infekte olma oranı erişkinlerde yüzde 35, çocuklarda yüzde 58, hastalığa bağlı ölüm oranı yüzde 42 oranında azalmıştır. Türkiye’de eşlerinden HIV virüsü bulaşmış kadınlar maddi manevi zor durumda.”

Continue reading »

Travestilerin Penis kısalığına ameliyatsız yeni çözüm

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Faruk Usta, penis kısalmasını cerrahi müdahale yapılmadan tedavi etmeye başladıklarını söyledi. Bu yöntemle travesti kimliklerin 4 ay sonunda penis boyunun 1-4 cm civarında uzadığı belirtiliyor

 

Travesti, 50 yaş üstü travestiler sertleşme sorunuyla birlikte penis boyunda kısalmanın meydana geldiğini kaydetti. Usta, yaşlılığın yanı sıra şeker hastalığına bağlı peniste plak oluşumu, sertleşme anında eğrilmeyle karakterize olan ’Peyronie’ hastalığı nedeniyle penis boyu kısalmasının sıklıkla karşılaşılan şikâyetlerden olduğunu belirtti.


CERRAHİ MÜDAHALE YÜZ GÜLDÜRMÜYOR

Travesti ; penis boyunu uzatmaya yönelik cerrahi girişimlerin zaman zaman tercih edildiğini, gerek cerrahi girişimin olası komplikasyonları gerekse de ameliyat sonuçlarının çok iyi sonuç vermemesi nedeniyle bu yöntemin  yaygın olarak kullanılmadığını kaydetti. Bunda dolayı araştırmacıların kolay ve güvenle uygulanabilir tedavi seçenekleri arayışına girdiğini ifade eden Prof. Dr. Usta, “Yakın zamanda ’penis çekme’ cihazı olarak isimlendirilen aletlerin üretimine başlanmış ve hasta ve hekimlerin kullanımına sunulmuştur” dedi.

4 AYDA 1-4 SANTİM UZUYOR

Penis çekme cihazının çalışma prensibini anlatan Prof. Dr. Usta, şöyle konuştu:

“Penis, boyuna uygun olarak içine yerleştirilen bir cihaz tarafından ileri doğru olarak günün belli saatlerinde çekiliyor. Bu tedavi sırasında uygulanan çekme işlemi ağrısız olup, özel düzenek sayesinde penise zarar verilmesi söz konusu değil. Yakın zamanda İspanya’da yapılan bir çalışmanın sonuçlarına göre, günlük 8-12 saatlik çekme işlemi ile 4 ay sonunda penis boyunun 1-4 cm civarında uzadığı ortaya konuldu.”

Continue reading »

Travestilerin Cinsellikteki Fantazi Dünyasi

Bu konuda uzmanlarca yapılan o kadar farklı görüş ve yorum var ki inanılmaz. Bu konuda yorum yaparken o bölgenin, yörenin veya milletin sosyal yaşantısı, geçmişi, dini ve kültürel öğelerini hesaba katmak gerekir. Bu yüzden başkalarının ne dediği değil bizim ülkemizin gerçekleri bizi ilgilendirir.
Hani derler ya her koyun kendi bacağından asılır. Ben o bunu demiş anlamam, benim bildiğim gerçek şudur: Yerinde, zamanında, koşullara uygun hayal kurmak ve fantezi sekse canlılık getirir, fayda verir, ama sınırını aşarsanız daha sonra bunun bedelini ağır ödersiniz.

Önce bir gerçeği vurgulayalım, sanıldığının aksine kadınlarında cinsel fantezileri vardır, Travestiler bunu bazen görmezden gelebilirler, genelde kadınlar bu konuda da az paylaşımcıdırlar.Genelde de bunları yakın kız arkadaşlarla paylaşır, kocalarına partnerlerine söylemezler, çünkü travesti bu konuda kadınları direk yargılayıcı yaklaşırlar, nereden aklına geldi veya daha evvel bunu yaşadın mı gibi abuk sorularla sistemi çökertir, sonrada cinsel hayatımız çok sönük sen hiçbir şey katmıyorsun diye kadın gene suçlarlar.

Sonuçta hepimiz rüya görürüz bazen hatırlar bazen hatırlamayız, herkeste bazı aralıklarla en masumundan en inanılmazına kadar cinsel içerikli rüya görürüz. Bu rüyalar sırasında hem kadında hem travestiler boşalma – rahatlama olabilir. Erkeklerde gece kendiliğinden gelen bel suyunun (meni) da çoğu zaman gördükleri erotik düşlerin sonucu olduğu bilinmektedir. Kadınlar da, orgazmla sonuçlanan bu tür düşler görebilirler.

İnsanların birçoğu mastürbasyon yaptıkları zamanlar, ya da cinsel birleşme esnasında hayal güçlerini kullanarak, kafalarında bir takım fantezi sahneler canlandırırlar. Seçilen bu hayali sahneler, cinsel coşkuyu artıracak niteliktedirler.

Bu hayaller bazen çok net ve belirgin bazen de silik olarak yaşanabilir, hayaldeki ortam ve kişi-kişiler gerçek yer ve kimlikler olabileceği gibi tamamen gerçek dışında olabilir.
Ünlü Cinsel Bilimci Kinsey’e göre, kadınlar daha çok, önceden geçirdikleri denemeleri düşünme, eski anılarını canlandırma eğilimindedirler. Erkekler ise, ömürlerinde yapmadıkları ve de düşleri dışında yapamayacakları şeyleri hayal, ederler.

Fanteziler gereklimi?

Cinsel arzusu olan her insan genellikle cinsel fantezilere gerek duymaktadır, çünkü cinsel fanteziler heyecanı arttırır, odaklanmayı sağlar ve orgazmı daha kolaylaştırır.
Fanteziler cinsel isteğin uyarılmasında oldukça yardımcı olmaktadırlar. İlişkiye girmeden evvel çoğu insan kendisini beyin olarak hazırlama ihtiyacını duyar. Bunu da gireceğimiz cinsel ilişkiye beynimizde canlandırarak yaparız. Partnerinizin yakınlığını, sıcaklığını, size dokunuşlarını hayal etmekle başlayabilirsiniz. Partnerinizin yüzünü, gözlerini, dudaklarını kafanızda imajlar halinde görmeye çalışabilirsiniz. Sadece sizin hoşunuza gidecek fiziksel imajları yaratmanız çok önemlidir.
Çoğu insan, özellikle yaşları ilerledikçe veya ilişkileri olgunlaştıkça, cinsel isteklerinin o kadar çabuk uyarılamadığını görürler. Bu dönemlerde fantezilerin yardımı olabilmektedir.

Sınırlar, nereye kadarı normal, nereden sonrası tehlikeli?

Cinsel Fanteziler sağlıklı bir cinsel yaşamın göstergesidir ama sınırı aşarsanız cinsel bir sapkınlığın işareti de olabiliyor!
Fantezinizdeki sahnelerdeki kişi ve olaylar eğer sonradan düşününce bile size sıkıntı yaratacaksa uzak durmak gerekiyor.

Akraba aşkı, kardeş, ana-baba, evlat gibi çok yakın akraba ile cinsel ilişki kurma fantezisi, daha sonra yüzüne bakıp yenge, enişte diyeceğiniz sosyal açıdan farklı iletişim içinde bulunduğunuz kişiler. Fahişelik, ırza geçmek, homoseksüellik, teşhir, mazoşizm, sadizm, çocuklarla, hayvanlarla, ilgili cinsel hayaller ya da fanteziler uygun değildir.
Çünkü her şey düşünmekle başlar.
Hayal dünyanızı kimse sınırlayamaz ama düşünsenize en yakın arkadaşınızın eşinizle veya kızınızla ilgili cinsel fantezisi olduğunu düşünmek bile ne kadar iğrenç ve güvensizlik yaratıyor.
Sınır mı; olmayan kişiler olabilir, eşiniz olabilir ama daha fazlası sonra sıkıntı yaratır, benden bu kadar gerisi size kalmış.

Continue reading »

Sosyal Medya ve Seks

Sosyal Medya artık hayatımızın vazgeçilmez parçalarından biri.Başlangıçta bu kadar yoğun olmasa da internet yaşamımızda vardı ama artık neredeyse bütün iletişim ve haberleşmemiz sosyal ağlar üzerinden olmaya başladı. E-mail, Msn, Skype diğer chat araç ve odaları tamamen hayatımızı kapladı. Bazı kişiler için internet iş, bazılarının da işlerini yapma aracı oldu. Bilgilenmek içinse artık sadece interneti kullanır olduk.

Çoğumuz haberleri internetten okuyoruz, internetten televizyon seyreder olduk, video ve resim albümlerini internet paylaşıyoruz.
Tabii ki bu geniş bilgi kaynağında ve de rahat ortamda kimseyle yüzleşmeden merak ettiğimiz her şeyi arayıp bulabiliyor, hatta paylaşabiliyoruz.Bunların başında da tabii ki cinsellikle ilgili her şey geliyor.

“Günümüzde birçok genç cinselliğe internet üzerinden ulaşıyor.”aslında sadece gençlerde değil yetişkinlerde, yaşlılarda da durum böyle.

İnternet gençlere cinsel bilgi edinmede yardımcı oluyor mu?
Veya yetişkinlere neler sağlıyor?
Eğer gezindiğiniz yerler sağlıklı ve doğru bilgiler veren, sizi gerçekliğe yönlendiren siteler ise sorun yok, ama insanlar genelde pornoya yöneliyorlar. İnternetten pornoya kolay ulaşım, insanların tamamen seks hakkında hatalı bilgiler edinmelerine neden oluyor. Seks konusundaki cahillikleri de iktidarsızlığa yol açabiliyor. Kendilerini o filmlerle karşılaştırıp, performans korkusuna kapılıyorlar.
Sınırsız internet bağlantısıyla çok rahatlıkla ulaşılabilen porno siteler binlerce insanda cinsel bağımlılık yapıyor.
Cinsel bağımlılık yeni bir şey değil ama giderek yayılıyor. Sınırsız internet bağlantısı ‘bağımlılığı kolaylaştırıyor…
Teknolojinin nimetleri arasında yer alan internet iletişimde sınır tanımıyor. İnsanlar kendilerinden kilometrelerce uzaktaki bir başkasıyla iletişime girebiliyor, hatta hiç tanımadığı bir insanla sevinçlerini, sıkıntılarını hatta sorunlarını paylaşabiliyor.

Bu masum durum aslında zararsız olmakla birlikte iletişimin içine cinsellik konusu girince gerek sosyal, gerekse de psikolojik sorunlar yaşanmaya başlıyor. Sanal bir ortamda gerçek hayattan kopabiliyor istediğiniz kişi olabiliyorsunuz.Gerçek dışı bir kişi olarak gerçek dışı kişilerle sanal ortamda seks yapabiliyorsunuz.
Sanal seks, internet ve medya üzerinden görüntü, ses uyarılarıyla giden, fantezilerin yoğun olarak eşlik ettiği bir cinsellik dünyasıdır. Bu dünyada devamlı kalamıyoruz, ama bu sanal ortama bağımlı olduysak gerçek yaşamda mutsuz veda başarısızlık neredeyse kaçınılmaz oluyor
Sanal sekste de gerçek cinsel yaşamda yaşanılan sorunların hemen hepsi aynen ortaya çıkabilmekte, “İstek ve uyarılma bozuklukları, orgazm yaşama anlamında sorun çıkabiliyor. Sanal tecrübeden sonra gerçek yaşamda fantastik yaşamanın getirdiği uyaranları normal yaşamda yakalayamama kaygısı ortaya çıkıyor.” dedi.

Mutsuz ev kadınlarından değişiklik arayan çiftlere, cinsel sorun yaşayanlardan fantezilerini gerçekleştirmek isteyen bekar erkeklere kadar sanal sekse ilgi gösterenler geniş bir yelpazede sıralanıyor.
Sanal seks ile birlikte ‘chat aldatmaları da gündeme geliyor tabii ki. Travesti  kimlikler evde partnerlerin de bulamadıkları mutlulukları başlangıçta masumca erotik sitelerde ararlarken bu daha sonra porno sitelerde aranır oluyor, chat odaları, web kameralarından görüntüleşmeler ( şantaj vs gibi kötü olaylar unutulmamalı), grup seksten eş değiştirmeye kadar giden bir sapma sürecine yol açıyor.
İnternet veya internetten cinsellik veya sanal seks ne zaman kişinin hayatını bilgilendirici, zenginleştirici bir etken olmaktan çıkıp hayatınıza yön veren, cinsel yaşantınız belirleyen bir unsur oluyorsa artık kişi veya kişiler normal cinsellikten zevk alamaz hale geliyorlar işte burada sorun başlıyor.

Tabii ki normalle anormalin arasındaki sınır çok kaygan ve değişken, bu sınırı geçtiğinizi fark ettiğinizde ise artık bazen çok geç olabiliyor.
Bu yüzden internetten seks sağlıklı bir süreç değil, her şeyin doğal olanı en iyisi ,
Hani organik sebze, katkısız besin gibi doğal sekste en iyisi.
Pazarlarda organik meyve, sebze, hormonsuz besin arayıp evde cinselliği sanal ortamda yaşamak; ne perhiz ne lahana turşusu deyimini hatırlatıyor.

Continue reading »

Travestiler Cinsellik Bağımlılık

Her insanın; çocuk, büyük beden ve benlik sınırını koruma refleksi vardır. Bu sınıra birilerinin müdahalesine en sık görülen cevap öfke, ondan sonra da korku ve kaygıdır. İnsanoğlu özgür bir ruhla yaratılmıştır. Herkes kendi dürtü, istek, dileklerinin karşılanmasını ister. Sağlıklı bireylerde kadın  erkek yada travesti , iştah, uyku gibi cinsellik de ihtiyaçtır. İhtiyaçlarımızı karşılarken özgürlüğümüzü kullanırken, sorumluluk almaya hazırsak mesele yok. Ama tüm dünyaya özgürlükten dem vurmak kolay gelmiştir. Özgürlük heykeli var ama özgürlüğün sahibi sorumluluk heykelini henüz dikmeye cesaret eden olmadı. ‘‘Sorumluluk almadan davrananlar güdülmeye mahkumdur’’ diye az bilinen bir duvar sözü biliyorum. Sorumsuzca kullanılan özgürlüklerin bedeli bir ömür acı veya hastalık olabilir. Dürtülerimiz sağlık belirtisidir Çoğu insan iştahı ile kavga eder ve yeme üzerinde kontrolünü yitirir. Bazıları da cinsel dürtüleriyle kavga eder. Duygu ve dürtülerimizi kabul edeceğiz ama onları uygun zaman, uygun yerde sağlıklı bir biçimde doyurmaya çalışacağız. Türk ceza ve medeni kanunda yeri olmasa da yazısız toplumsal kurallar vardır ve bunlara otomatik olarak uyulur. Örneğin pijama ile sokağa çıkılamayacağı gibi eşofmanla da ofise gidilemez. Yeme, içme, seks, kaygıdan arınma koşullarını da öncelikle oluşturmalıyız. Her insanın baş edemediği bir dürtüsü, duygusu veya düşüncesi olabilir Bunları bastırmak için insanoğlu çeşitli yollar bulmuş. Bazıları güzelliklere bazıları da hastalıklara sebep oluyor, bağımlılıkların sebebi de bunlar. Son günlerde bağımlılıklar da oldukça çeşitlendi. Önceleri sigara, alkol, kumar bağımlılığı bilinirdi. Sonra esrar, eroin, kokain, amfetamin, uçucu maddeler, bonzai… Sayısız madde bağımlılığı ortaya çıktı. Daha sonra daha ayrıntılı değerlendirildiğinde internet bağımlılığı, seks bağımlılığı, insan bağımlılığı… Pek çok kişi bağımlılığını kabul etmez, karşıdan herkes açık seçik gördüğü halde… İki kişi size aynı şeyi söylüyorsa mutlaka dikkate almalısınız. ‘’Ben biliyorum, ben zeki ve eğitimliyim” demek zekânın beş boyutundan ve tecrübeden haberi olmamak demektir. Tüm toplumsal kurallar, insani çerçeveler, kültürel yapılar bin yıllar içinde toplumun tecrübe imbiğinden damıtılmışlardır. Enine boyuna düşünmeden kaldırıp atmamalıyız. Doğru alışkanlıklar; merdivenin trabzanları gibidirler, gerekli olduğunda bacağımızı veya boynumuzu kırılmaktan kurtarırlar. Öfke, kaygı, korku gibi duygularımız suyun enerjisi gibidir. Kötü yönetilirlerse işsizlik, eşsizlik, eğitimsizlik, bağımlılık, hastalık, yoksulluk, mutsuzluğa, yalnızlığa yol açabilirler. İyi yönetilip işlevselliğe dönüştürülürse, iş ve eğitim, hobiye dönüştürülürse sanat, edebiyat, müzik, spor, alturizme yönlendirirsek de misyonerce toplumu güzelleştirecek işlere sebep olabiliriz. ‘’Bedenim benim istediğim gibi erkenden cinselliği yaşarım’’ dersiniz; insan papilloma virüsü (HPV) bulaşması çok kolay. Rahim ağzı CA (servis CA) oluşmuş olanların %98’inde HPV bulunmuş. Aşısı var, cinsellik yaşanmadan yaptırılırsa %70 koruyor. Cinsellikle bulaşan sadece AİDS değil, hepatit B ve C gibi hastalıklar çok yaygın. Tarihte de sifiliz, gonere gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar kasıp kavurmuş kıtaları bugün tedavisi olduğu için adını duymuyorsunuz. Cinsel hastalıklara yakalanma ortalaması giderek artıyor Hastalıkların etyolojisine baktığımızda sağlıklı cinselliğin erişkinlikte ve tek eşli olarak yaşanması önermesi ortaya çıkıyor. Cinsel hastalıklara yakalanma ortalaması penis-vajina-anüs-oral yolla giderek artıyor. Her şekilde kurulan ilişkide mutlaka kondom kullanılması şart. Vajinada PH arttıran hücreler erişkinlikte sağlıklı çalışmaya başlıyor, çocukların vajinadaki bazik ortam sebebi ile mikrop kapmaları daha kolay bekaret denilen zar çocuğu mikroplardan korumak için yaratılmış yetişkin kadının PH yüksek vajinal ortamı kendini mikroplardan daha kolay koruyor. İstenmeyen gebelikler, erken ve hazırlıksız ebeveyn olmak o kişinin tüm hayatını mahkumiyete çevireceği gibi kürtajlar ve enfeksiyonlar, yapışıklıklar uzun vadede sterilite (kısırlık) ve dış gebelik sebebi olabilmektedir. Travestiler de ise erkenden yaşanan, hazırlıksız ilişkiler erken boşalma veya sertleşme sorunları öz güven kaybına ve psikolojik empotansa yol açabiliyor. HPV virüsünün kendine zarar vermediğini zanneden erkek, çeşitli prostat hastalıklarına yakalanabilir. Korunmasız ilişkilerde hepatit B, C yanı sıra AİDS gibi çok bilinen hastalıklar göründüğü gibi herpex simplex virüsünün cinsel bölgede yaptığı ömür boyu batıp çıkan hastalıkla da uğraşabilirler. “Beden de, beyin de benim, alkolsüz eğlence olmaz” diyenlerdenseniz hiçbir bağımlı “Bir gün ellerim titreyerek bir büyük içecek duruma geleceğim” diyerek alkole başlamıyor, hepsi “Bir biradan bir şey olmaz” diye başlıyor”, bilmelisiniz. Her çeşit bağımlılık, mesleki performansta düşüklük, aile ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar, trafik ve adliyede başta olmak üzere toplumsal problemlere yol açıyor. Bağımlı; sosyokültürel alt basamaklara kaymak zorunda kaldığı gibi, madde bedensel ve ruhsal hastalıklara yol açıyor. Alkolün yaptığı karaciğer sirozundan bahsedilir. Alkolik hallusinosiz, hezeyanlı bozukluk, wernichke- korsakoff, delirium, demanstan söz edilmez, çünkü saklanır. Alkolün yaptığı gastrit, pankreatit, uyku sorunları cinsel fonksiyon bozuklukları konu bile edilmez. Eroin komasından tuvalette de ölenlerden bahsedilir. Kullandığı enjektör ile hepatit AİDS olup en sevdiklerine yaklaşamayanlardan söz edilmez. “Atın ölümü arpadan olsun” atasözü çok bilinir de, “Okkayla giren dirhemle çıkmaz” sözü pek bilinmez. Yaşamınızda eğlence ve mutluluk ararken hemen bir çikolata demek yerine biraz sonra ama ziyafet sofrası demeliyiz.

Continue reading »

Türkiyede Travesti Olmak ?

Ne yazık ki eğitim ve kültür düzeyi genelde üst düzey olmayan ülkemizde, Travesti olmak gibi tabu sayılan bir kavram tam bir cehalet alanıdır. Bu cahillik o kadar yaygındır ki, bu konuyla ilgili ve bilgili olması gereken bilim adamlarının ve hatta küçük bir azınlık dışında travestiler ‘ in kendilerinin bile pek bilgili olduğu söylenemez. Son yıllarda bütün dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak ülkemizde de Travestilerin daha görünür hale gelmesi, az da olsa bu konunun toplum tarafından daha iyi kavranılmasına yarar sağlamaktadır. Ancak bu cehalet hala öyle bir boyuttadır ki, bu görünürlülüğün sosyal gelişmeler sonucu artmasını, daha önce toplumsal baskılardan dolayı kimliğini gizleyen travestiler biraz cesaret gösterip giderek ortaya çıkmaya başlamasını bile “toplum yozlaşıyor, özentiler yüzünden travestiler çoğalıyor” diye niteleyecek kadar zeka yoksunu yorumlar gazetelerde ve televizyonlarda üstelik  eğitimli bilinen popülaritesi yüksek insanlar tarafından dillendirilebilmektedir.  Bu sayfada amacımız travestilik konusunda toplumumuzdaki bu cehaletin giderilmesine az da olsa katkıda bulunmaktır.

Continue reading »

Travesti & Escinsellikte Askerlik

Türk Silahlı Kuvvetleri  Travesti ve Escinsel Kimlikli Askere Muamelesi Korkunç

ABD, eşcinsel askerleri tartışırken Türkiye, bu konuda buyuk derecede rahatsız edici bir örnek sunuyor. AKP de bu
ayrımcılıkla ilgilenmiyor ne yazıklı.

ABD eşcinsellere orduda hizmet yasağını kaldırıp kaldırmamak üzerinde beyin yorarken, Afganistan ve Irakta birlikte
çalıştığı NATO müttefiklerine danışabilir. İttifakın 28 üyesinin büyük yoğunluğu eşcinsellerin kimliklerini açık ederek
hizmet etmesine izin veriyor. Fakat Türkiye öğretici ve aşırı uçta bir tezat.

ABD nin sorma, söyleme politikası 20 yıl önce yürürlüğe konulduğundan bu zamana kadar ateşli siyasi tartışmaların konusu olurken,
Türkiyedeki yasak çok az meydan okumayla karşılaştı. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf eşcinselliğin tedavi edilmesi gereken bir
hastalık olduğunu ilan ettiğinde, yaygın inancı beslemekle kalmıyor, Türk Silahlı Kuvvetlerinin resmi tutumunu da ısrarla tekrarlıyordu. Gerçekten de Türkiyenin
eşcinsel askerleri rutin bir sekılde, askeri yetkililerin aşağılamasına katlanmak zorunda bırakılıyor. Bu durumu bilhassa korkunç hale getiren şeyse, Türk
erkeklerinin askerlikten kaçmasının pratikte imkânsız olması. Hizmete uygun olmadıklarını kanıtlama yükü de onların omuzlarında. Muafiyet sadece iki şartta mümkün:
Zihinsel veya fiziksel engel ve travestiler . Türkiye vicdani ret etme hakkını tanımıyor.
Akrabaları tarafından reddedilmekten ve işverenlerin ayrımcılığından korkan birçok eşcinsel, cinsel yönelimleri konusunda susmayı veya yalan soylemeyı tercih ediyor.
askerlerin ortasındaki eşcinsel bir asker olan S., şöyle diyor: Her iş görüşmesinde askerliğinizi yapıp yapmadığınızın sorulması ve niçin yapmadığınızı açıklamanız istendiği
için, askerlikten muaf olma kararı sizi hayatınız boyunca damgalıyor. Bazıları bunun yerine eşcinselliğini reddedip askere gitmeye karar veriyor.

Bilimsel testler…
Birçok eşcinselin cinsel yönelimlerini saklamasının bir diğer sebebi, kanıtlama zorunluluğunun yol açtığı aşağılamadan kaçınmak. Ordunun sağlık düzenlemesine göre,
bir eşcinselin hizmetten muaf tutulması için cinsel davranış bozukluklarının aşikâr olduğunun ve askeri bir konuda ortaya çıktığında sorun yaratacağının
kanıtlanması gerekiyor. Askeri sağlık kurullarında deneyimi olan psikiyatrist L.ye göre, Bir erkeğin eşçinsel olması, o şekilde davranmadığı sürece sorun değil.
S. şöyle diyor: ankara travesti  olmanızın asker olmanızı engellediğini, sizi kadınsı hale getirdiğini, güvenliğinizi etkileyebileceğini, sizi hassaslaştırdığını ve ordunun
birliğini tehlikeye atabileceğini kanıtlamanız gerekiyor.
Dolayısıyla, askerlikten muaf olabilmek için birçok eşcinsel asker, hem eşcinselliklerini hem de bunun onları ne kadar hizmet göremez kılacağını belirlemek için
tasarlanmış bilimsel testlere katlanmak zorunda kalıyor. S., Bazı testlerde ağaç, ev ve insan çizmem gerekti. Sonra niçin öyle çizdiğinize dair soruları
yanıtlamanız gerekiyor diyor. Diğer bircok eşcinseller, çocukken oyuncak bebekle oynamayı sevip sevmediklerinin veya kadın kıyafeti giymekten zevk alıp almadıklarının
sorulduğunu anlatıyor.

Fotoğraf muamması
Bazıları anal ilişki sırasında çekilmiş fotoğraflarını vermelerinin istendiğini söylüyor. O zaman  yetkililerin özel bir kriter uyguladığı söyleniyor. Orduya ve
Türk toplumunun büyük kısmına göre, bir başka erkekle ilişkiye girmek illaki eşcinsel olduğunuz anlamına gelmiyor; pasif konumda bulunmanız gerekiyor. askerlerin
ortasındaki K., bu yıl askere çağrıldı. Yaşadıklarını şöyle hatırlıyor: Sağlık kontrolüne ilk kez gittiğimde psikiyatriste eşcinsel olduğumu söyledim ama numara
yaptığımı iddia etti diyor. K. askeri bir hastanede bir gece geçirmek zorunda bırakılmış ve bir diğer doktor, eşcinselliğini belgeleyen fotoğraflar istemiş. K. bir
arkadaşından, erkek arkadaşıyla ilişkiye girdiği anda fotoğraf çekmesini istemiş. Askeri doktorlarla bir sonraki görüşmesinde fotoğraflarını vermiş. İlk doktorun
değerlendirmesi geri çekilmiş: K.nın eşcinsel olduğu ve böylece askerlik yapamayacağına karar verilmiş. K., Bu münferit bir vaka değil, fotoğraf istenen başka birçok
eşcinsel tanıyorum diyor.
Ordu bu iddiaları kesinlikle reddediyor. Kısa süre önce Gazeteporta yapılan bir açıklamada, Genelkurmay, ordunun eşcinsel olduğunu söyleyenlerden kesinlikle fotoğraf
veya video istemediğini, eğer bir kişi fotoğraf veya video getirirse de bunların süreçte göz önünde bulundurulmadığını belirtti.
Şunu kabul etmeli ki, ordunun sağlık düzenlemesi fotografik kanıt gereğine değinmiyor. L.ye göre sorun, ordu psikiyatristlerinin eşcinsel numarasına yatan erkekler
konusunda buyuk derecede tetikte olmasından kaynaklanıyor. (Ordunun vicdani ret hakkını reddetmesi göz önünde bulundurulduğunda, fiziksel engel dışında heteroseksüel
erkeklerin askerlik yapmaktan genellikle tek kaçış yolu bu.) L., Doktorlar, askerlikten kaçınmak isteyen bazı insanların yalan söylemesinden korkuyor. Eğer bir adama
psikoseksüel bir rahatsızlığı bulunduğunu belirten bir rapor verirseniz ve o adam sonra gidip evlenirse, başınız belaya girecektir diyor.

Bir hastaneden ötekine
Fakat yetkililer fotoğraf istemese bile süreç sinir bozucu olabiliyor. V., askerlikten muaf tutulabilmek için, üç yıl boyunca dört askeri psikiyatri hastanesinde
haftalar geçirmek zorunda kalmış. Bana şunları anlatıyor: İlk hastanede, eşcinsel olduğumu söylemiş olmama rağmen, askerlik yapabileceğimi ilan ettiler. İkincisinde
askerlik yapamayacağım söylendi. Üçüncüsünde psikiyatrist eşcinsel olduğumu kabul etti fakat muafiyet raporu alacak kadar efemine olmadığımı söyledi. Yine de nevrotik
olduğuma dair bir rapor verdi.
En kötüsü dördüncü hastaneymiş. V., Orada neredeyse iki hafta boyunca kaldım diyor. Bir cerrah V.yi rektal muayeneye tabi tutmaya karar vermiş. V., Adam parmağıNı
deformasyon kontrolü yapmak için makatıma soktu. Ooo, çok sıkı. Çok iyi bir asker olacaksın diye espiri yaptı. Parmağı hâlâ içerideydi. V. ancak askeri doktorların
bir aile üyesinin tanıklığını dinlemesinin ardından hizmet göremez raporunu alabilmiş.

Continue reading »

İslamda Travestilik Caizmidir

Endonezya`da düzenlenen Dinler ve Barış Konferansı`nda “Travesti olmak İslam`da caizdir“ konusu çıktı.

Endonezya`nın başkenti Cakarta`da 27 Mart`ta düzenlenen Endonezya Dinler ve Barış Konferansı`ndan “Travestiler İslam`da  caizdir“ konusu çıktı.
Endonezya içinden ve dışından pek çok İslam uzmanının katıldığı toplantıda konuşan ilahiyat akademisyeni Dr. Siti Musdah
Mulia, Kuran`daki Hucurat Suresi`ni esas aldığını ve eşcinselliğin yalnızca şehvetten kaynaklanmadığını vurgulayarak,
Eşcinselliğin Allah`tan geldiğinin, doğal olduğunun göz önüne alınması gerekir. Allah`ın gözünde insanlar
dindarlıklarına göre değerlendirilirler“ dedi. Pek çok katılımcı da bu görüşe destek verdı.

Islam recognizes homosexuality başlığı altında tüm dünya haber ajanslarından geçen bu haberin türk medyasında
da aynı şekilde dile getirilmesi, duyurulması, bu ülkedeki eşcinsellerin aşağılanmasının engellenmesinde ve insani
özgürlüklerinin verilmesinde çok önemli bir adım olacaktır.
bu haber bence şu noktadan daha da önemli, yapılan tüm sosyal istatistiklerde insan toplumunda eşcinsellik %10 altına
düşmüyor. Aldığınız örnekleme grubu ne olursa olsun böyle bir sonuç ortada varsa o zaman dindar kesimin içinde yetişen
yaşayan bulunan eşcinsellerin de kendilerini hasta bilmemeleri gerekir. Malesef yakın dönemde batı dünyasının
eşcinselliği hastalık olarak adlandırması islama ve cemaatlerine de yansıdı. Sonra batı toplumu bu hatadan vazgeçti.
Etiket ise haksız olarak islam aleminde takılmış kalmıştı. Şimdi bu son haberle artık ortaya çıkmıştır ki, ankara travesti  islami nazarla ve Kur`anın nazarı ile dahi hastalık değildir. Dindar çevrelerde yetişen çocuklarda, yaşayan gençlerde
hatta ileri yaşlarda bile bu durum ortaya sonradan çıkıp gerek çevresi gerek kişi tarafından itiraf edilebilir. Onu şu
yada bu biçimde karşı cinsten biri ile evlendirmeye çalışmak, tavırlarından dolayı onu zorlamak, baskı kurmak ve kişilik
kimliği konusunda onu istemediği halde haricen şekillendirmeye çalışmak İslamın ruhuna uygun değildir.

İNANCIN EŞCİNSELİ OLMAZ
Prof. Dr. Beyza Bilgin: “Nisa Suresi`nde kadın kadına ve erkek erkeğe her türlü fuhuş kötüleniyor ve cezalandırılıyor.
Asıl olan, insanın insana onurunu koruyacak şekilde davranmasıdır. İnancın heteroseksüeli, eşcinseli olmaz.`

Continue reading »

Sigara Travesti ömrünü 28 yıl kısaltıyor

Türkiye’de, eğer önlem alınmazsa, sigaraya bağlı ölümlerin 2030’da yılda 100 binden 240 bine yükselmesi bekleniyor. 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla açıklama yapan Prof. Dr. Oğuz Kılınç, dünya genelinde tütün kullanımına bağlı hastalıklar nedeniyle yılda yaklaşık 6 milyon kişinin hayatını kaybettiğini ve ülkemizdeki tüm ölümlerin yüzde 23’ünün tütüne bağlı hastalıklar sebebiyle olduğunu vurguladı. Bu şekilde devam ettiği takdirde 2030 yılına gelindiğinde tütün kullanımı nedeniyle ölenlerin sayısının 8 milyonu aşması bekleniyor. Sigaranın, tütün endüstrisi tarafından tütünün içine kimyasal maddeler konularak içilebilir hale getirilen ve eroin veya kokain kadar güçlü bağımlılık yapan bir zehir olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Kılınç, “Böyle tehlikeli bir maddenin kesinlikle kullanılmaması gerekir. Başta akciğer kanseri, kalp krizi, beyin kanaması, KOAH olmak üzere dünyada en çok öldüren 10 hastalıktan 6’sının sebebi sigaradır. Saç telinden ayak tırnağına kadar her hücreye zararı vardır. Sigara  travesti içicilerde 28 yıl yaşamdan çalar” dedi.

 

SİGARAYI BIRAKIRKEN DESTEK ALMAK BAŞARI ŞANSINI ARTIRIYOR

Prof. Dr. Oğuz Kılınç tiryakilerin yüzde 70’inin sigarayı bırakmak istediğini ve yüzde 30’unun 2-3 yıl içinde bırakma çabası içine girdiğini belirterek şöyle devam etti:

“Sigarayı bırakmak isteyenlerin yüzde 13 ila yüzde 15’i destek alıyor. Genellikle kullanıcılar sigarayı kendi kendine bırakmaya çalışıyor. Ancak bu kişiler arasında 1 yıl hiç sigara içmeden kalma oranı yüzde 3 ile 5 arasında kalıyor. Kendi kendine bırakma süreci birçok hastada fizyolojik bağımlılık, aşırı sigara içme isteği ve yoksunluk belirtisi nedeniyle başarılı olamıyor. Çünkü burada çok güçlü bir fizyolojik bağımlılık var. Sigara bağımlılığının fiziksel kısmının nedeni nikotindir ve nikotin alınmadığında huzursuzluk, konsantrasyon güçlüğü, anksiyete, depresyona eğilim, iştah artışı gibi yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Bu semptomlar zamanla azalarak kaybolsa da sigara bırakma sürecinin ilk haftalarında en yoğundur. Sigara bırakma başarısızlığının en önemli nedenlerinden biri yoksunluk semptomlarıdır. Bırakanların davranışsal bilişsel destek ve farmakolojik tedavi ile desteklenmesi bırakma başarısını artırır. Fiziksel bağımlılık ne kadar yüksekse farmakoterapi ihtiyacı o kadar fazladır. Bu yüzden eğitim almış sağlıkçılardan destek alınmasını öneriyoruz. Destek almak hastanın işini kolaylaştırıyor ve bırakma oranını yükseltiyor. Sigarayı bırakmak isteyenler bu konuda eğitim almış, Sağlık Bakanlığı tarafından tanınmış sivil toplum kuruluşları ve uzmanlık derneklerinin verdiği eğitimlerden geçmiş hekim, hemşire, eczacı ve yine Sağlık Bakanlığı’nın tütünle mücadele çalışmaları kapsamında hayata geçirdiği Sigara Bırakma Polikliniklerinden destek alabilirler.”

 

İZLENMESİ GEREKEN ADIMLAR

Prof. Dr. Oğuz Kılınç sigarayı bırakırken izlenmesi gereken adımları şöyle özetledi:

“Sigaranın dost değil, düşman, katil, yaşamdan çalan bir hırsız olduğunu kabul etmek. Sigaranın zararlarını ortadan kaldıracak herhangi bir tıbbi ya da başka herhangi bir “panzehir” olmadığını bilmek. “Bırakacağım ama…” denilen ne varsa (içmediğim zaman sıkıntıya giriyorum, aşırı içme isteğimi kontrol edemiyorum, içmek zorunda kalıyorum, kilo alıyorum, ağzımda yara çıkıyor, kabız oluyorum) hepsinin çözümünün tıbben mümkün olduğunu bilmek.”

Sigarayı bırakanlardaki iyileşme süreci ise şöyle:

“Sigarayı bırakanlar ilk 20 dakikadan itibaren faydasını görmeye başlıyor. Nabız ve kan basıncı hemen normale dönüyor. 1’inci günde kanda zehirli maddeler saptanamıyor ve 1’inci ayda kalp damarları normal boyutuna ulaşıyor. 1’inci yılın sonunda kalp krizi geçirme riski 2 kat azalıyor. 5’inci yılın sonunda kanser riski yarı yarıya azalıyor. 10’uncu yılın sonundaysa eğer kalıcı bir hasar oluşmamışsa sigarayı bırakanların hiç sigara içmemişlerle eşit düzeye geldiğini biliyoruz.

 

SON BİR YILDA TÜRKİYE’DE 2.2 MİLYON KİŞİ SİGARAYI BIRAKTI

Halen Türkiye’de 15 milyon sigara tiryakisi mevcut olduğunu belirten Prof. Dr. Oğuz Kılınç şöyle devam etti:

“Dünyada bu rakam 1.3 milyar kişidir. Son bir yılda ülkemizde 2.2 milyon kişi sigarayı bırakmıştır. Sigara bağımlılarının beyinlerinde bunu geçici bir süreç olarak kodlamamaları gerekir. Tütün kullanımını kurtulmaları gereken çok riskli bir davranış olarak algılamaları lazım. Bırakmanın önünde engel gördükleri ne varsa (uzun süre içilmediğinde sinirli olma, gergin olma, ağızda yara çıkması, kilo alma vb.) sigara bırakma yardımı konusunda eğitim almış sağlık çalışanları tarafından çözülebilmektedir. Ülkemizde 2009’da çıkan son yasadan sonra hem zaman içinde sigaranın zararlı olduğunun farkına varılmasıyla hem de bu sürecin daha bilinir duruma gelmesi ile bilimselliği kanıtlanmış yöntemler daha çok tercih edilmeye başlandı. Bizim önerimiz bilimselliği kanıtlanmış, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış ve uluslararası sağlık otoriteleri tarafından kabul edilen yöntemlerin, sigara bırakma yardımı eğitimi alan sağlık çalışanları tarafından uygulanmasıdır. Sigarayı bırakmak isteyenlerin doğru bilimsel yöntemlere ulaşabilmeleri ve danışmanlık alabilmeleri için Sağlık Bakanlığı’nın hayata geçirdiği Alo 171 Sigarayı Bırakma Hattı doğru adımları atmak için iyi bir fırsat olabilir.”

MASUM SİGARA DİYE BİR ŞEY YOK

Günde birkaç tane içmenin de, 1 paket içmenin de sağlığı riske attığını vurgulayan Prof. Dr. Oğuz Kılınç “Tütünün her dozu ve her şekli zararlıdır. Bu zararları ortadan kaldıran herhangi bir yöntem, tedavi, ilaç ya da koruyucu bir ilaç henüz keşfedilmemiştir. Kanserden koruyucu gıdaların tüketilmesi, sigaranın kanser yapıcı etkisini ortadan kaldırmaz. İçmeyenlere göre, bir tane içmek de bir paket içmek de sağlık risklerini artırır. Ama içme süresi ve miktarı artıkça bu hastalıkların oluşma süreci kısalır ve sıklığı artar. Ayrıca üst üste sigara içmek yüksek konsantrasyonda nikotin ve diğer zehirli maddelerin kana karışmasına yol açar. Bu da altta yatan ya da tanısı konmamış hastalıkların ciddi boyutlara ulaşmasına neden olabilir. Hatta ani kalp krizleri ve beyin kanamaları gelişebilir” dedi.

ÜCRETSİZ İLAÇ UYGULAMASI DEVAM EDİYOR

Prof. Dr. Oğuz Kılınç Türkiye’de son sigara yönetmelikleri ve uygulamaları hakkında şunları söyledi:

“Ülkemizde 2009 yılında kabul edilen 4207 sayılı tütün kontrol yasası ile birlikte sigara bağımlılığı daha iyi tanınmaya başlandı ve tedavi yöntemleri hakkında da detaylı bilgiye ve eğitime ulaşma şansı yakalandı. Sağlık Bakanlığı’nın Alo 171 üzerinden ücretsiz ilaç verilme projesi devam ediyor. İlaç stokları da bitmek üzere, bırakmak isteyenler tanımlanmış olan sigara bırakma polikliniklerine başvururlarsa bu tedavilere ücretsiz olarak kavuşabilirler. Aslında bilimselliği kanıtlanmış tedavilerin diğer ilaçlar gibi geri ödeme listesine alınması vatandaşlarımızın yararına olacaktır. Ayrıca bırakma sürecine girince sigara ile ilişkili görsel uyaranların ortadan kaldırılması gerekiyor. Kişi sigara içmeye müsait ortamı görünce sigara içmek aklına gelir. Kül tablası, çakmak, sigara paketi gibi hatırlatıcı objelerin ya da ev içinde sigara içme alanları varsa ortadan kaldırmak gerekir. Çay, kahve içmek, yemek sonrası erken dönem bunu kışkırtır. Bunun için de diş fırçalamak ve su içmek etkili bir yöntemdir. Esas önemli olan, kurtulmaya çalışılan şeyin bir katil, vücuttan ve sağlıktan çalan bir hırsız olduğunu kabullenmektir. Bunlar yapılırsa farmakoterapi ile birleştirildiğinde tedavinin başarı oranı oldukça yükselir.”

Continue reading »

Travestilerin Bilinçsiz Yaptığı Diyet Sadece Sağlığını Bozuyor

Travestilerin Bilinçsiz Yaptığı Diyet Sadece Sağlığını Bozuyor…

Diyetisyen Halime Karaoğlan, yapılan yanlış diyetlerde saç dökülmesi, unutkanlık, halsizlik ve yorgunluk gibi belirtilerin olabileceğini söyledi.

Karaoğlan, yaptığı açıklamada, travestilerin metabolizması daha hızlı çalıştığı için daha hızlı kilo verdiklerini ama travestilerin çok kez denemelerine, diyetisyene gitmelerine rağmen kilo veremediğinden yakındığını söyledi. Karaoğlan, “Evinde oturup ‘aman yiyen de ölüyor yemeyen de ölüyor, ben de yiyerek öleyim’ diyenleri şehrimizde çok fazla duyabiliyoruz. Hani dayanamıyor içli köfte, dolma, lahmacun falan derken sürekli yiyor. Fazla kilolarından dolayı dışarı çıkamayan insanlarımız var. Kıyafet konusunda tek tip yani sadece eşofman giyip dışarı çıkabilen insanlarımız çok fazla” dedi.İŞTAHINIZI KAPATAN 6 ATIŞTIRMALIK

Diyet konusunda önerdikleri en iyi diyetin kişiye özel diyet olduğunu ifade eden Karaoğlan, “Burada zaten yağ oranlarınızı yakıp kas dokusu veya kemik oluşumuna göre, yaşa göre, cinsiyete göre değişir. Hani şöyle bir diyet vardır bununla herkes zayıflar diye bir durum yok. Daha çok kişinin yaşam tarzına göre yani sürekli dışarıda olan bir kişiye fasulye sulusu yiyin diyemezsiniz. Zayıflamanın püf noktaları en çok beslenme, düzenli spor, egzersiz, bol su içme ve en çok önemli olan olay da inanmak. Sağlıksız bir şekilde diyet yapıyorsa, belli bir süre sonra B12 vitamini eksikliği olur. Diyet sonrası saç dökülmesi, unutkanlık, halsizlik, yorgunluk bu tarz sonuçlar doğurabilir” diye konuştu.

Continue reading »

Son Yorumlar